Her Komünist Partisi Enternasyonalizmin Bayrağıdır

[responsivevoice_button voice=”Turkish Male” buttontext=”Yazıyı dinle “]

Komünist partilerinin tarihsel misyonu dünyanın tüm ülkelerinde, her bir ülkedeki işçi sınıfının bu ülkelerdeki devrimlere önderliklerini sağlamaktır. Bunu yaparken aynı çizgide hareket eden komünist partileriyle en sıkı biçimde ilişkilenmek, bu nitelikteki devrimlere destek vermek tabii olandır ve kaçınılmazdır. Kapitalist dünya sistemindeki tüm toplumlarda işçi sınıfının hareketi nasıl ki kendi kurtuluşlarını başarmak üzere tüm insanlığı kurtarmak biçiminde ise komünist partilerinin de hareketi kendi ülkelerindeki devrimlere önderlik etmek üzere tüm insanlığın sınıflı toplumlardan kurtulmasına, dolayısıyla bu anlamda dünya devrimine önderlik etmektir. Bu tezdeki temel vurgu “kendi ülkesindeki devrimlere önderlik etmek”tir. Komünistlerin enternasyonalizm anlayışını ya da tüm insanlığın kurtuluşuna önderlik etme anlayışını buradaki vurgunun ötesine taşımak yanlıştır.

Bu sayıdan itibaren komünistlerin enternasyonalizm anlayışını hem genel hem de özel kimi bağlamlar içinde tartışmaya, olabildiğince açıklamaya çalışacağız. Çünkü önümüzdeki süreç enternasyonalizm adına daha fazla sorumluluk, daha fazla tartışma ve daha fazla görev taşımaktadır. Buna hem gelişmiş kapitalist ülkelerde artan ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklar işaret etmektedir hem de bu istikrarsızlıkların yarı sömürgelerdeki devrim koşullarını daha da olgunlaştıracağı gerçeği. Kitlesel hoşnutsuzlukların daha sık yaşanacak olması kitlesel kurtuluş arayışlarının da artmasına neden olacaktır ki bu yöndeki tartışmaların, tezlerin, görüşlerin de arttığına tanıklık ediyoruz. Komünistlerin enternasyonal birliği ve dayanışması da bunların bir parçası, hatta bunların en önemli parçası olarak gündemde olmalıdır, tartışılmalı, netleştirmeli ve olabildiği ölçüde kitlelere mal edilmelidir.

Elbette bu tartışma her bir ülkenin, dolayısıyla ülkemizdeki devrimin de koşullarını, gelişim şartlarını, dinamiklerini anlamamıza katkı sunar. Dünya devrimini anlamak ülke devrimini anlamaktır, ülke devrimini geliştirmek dünya devriminin önünü açmaktır. Bu iki sürecin ilişkisini kavramak komünist ideolojinin, sınıf bakış açısının özümsenmesi bakımından özellikle belirleyicidir. Komünist Enternasyonal’in inşası da bu kavrayışla bağlantılıdır.

KOMÜNİSTLER YURTSEVER VE ENTERNASYONALDİR

Bir komünist partisi kuruluşunu ilan ettiğinde kendini ilgili ülkedeki devrimin önderliği olarak tanımlar ve uluslararası komünist hareketin ülke seksiyonu olduğuna dikkat çeker. Bu onun enternasyonal bir görevi yerine getirdiğini de gösterir. Hiçbir komünist partisi salt kendi ülkesindeki devrimle ilgilenmez kuşkusuz, ne var ki uluslararası komünist harekete katkısının kendi ülkesinde devrimlere önderliği aracılığıyla gerçekleşeceğini bilir. Başka ülkelerde de aynı doğrultuda hareket eden partilerin inşasına veya gelişmesine katkısı bunları bizzat gerçekleştirmesi biçiminde gerçekleşmez, gerçekleşemez. Aksine o, bu açıdan kendi görevini aynı doğrultudaki partileri desteklemek biçiminde tanımlar. Kendi devrimini gerçekleştirdiği veya geliştirdiği ölçüde de aynı doğrultudaki uluslararası komünist hareketin gelişimine katkı vermiş olur.

Komünistlerin yurtsever kimliğinden bahsederken Mao yoldaş tam da bu noktaya dikkat çekmiştir. Komünistler kuşku yok ki yurtseverdirler. Bu yurtseverlik uluslararası gericiliğin kendi yurdundaki temsilcilerini alt etmek, yurdu onlardan kurtarmak ve bununla paralel biçimde aynı türden yabancı güçlerin de yurt üzerindeki egemenliklerine son vermek biçiminde gerçekleşir. Yurtseverlik burjuvazinin de kısmen ya da daha uygun bir ifadeyle güdük bir özelliğidir. Sınıfların özellikleri onların çıkarlarına göre belirir. Burjuvazinin yurtseverliğini belirleyen de onun çıkarlarıdır. Bu çıkarlar onun sömüren bir sınıf olarak incelenmesiyle açığa çıkarılabilir. Sömüren sınıf sömürü için koşulların devamından ya da kendi lehine gelişmesinden yanadır. Yurdun varlığı ve “ilelebet sürmesi” için onun için sömürü koşullarının varlığı ve devamlılığı bakımından değerlidir. Bu değer onun için bir değer olmakla birlikte tüm ulusun değeri haline getirilir. Çünkü yurdun varlığı nihayetinde tüm ulusun çıkarlarındaki ortak bir noktaya işaret eder. İşçi sınıfı için de diğer emekçi sınıf veya katmanlar için de yurdun varlığı kendi tarihsel ve toplumsal değerlerini (bunlar esas olarak ulusal değerlerdir) sürdürme bakımından belirleyici unsurdur. Bu varlık ne derecede tehdit altında olursa ulusal birlik için şartlar da o derecede olgun demektir. Burjuvazinin yurtseverliği bu birliğin kendi çıkarlarıyla örtüştüğü yere kadardır. Örneğin işgale uğramış bir yurtta burjuva sınıf egemenliğinin sınırlanması ölçüsünde yurtsever, işçi ve emekçi kesimlerin, yani halkın egemenliğinin önünün açılması ölçüsünde teslimiyetçi, iş birlikçidir. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde burjuvazi imparatorluk nezdinde teslimiyete sürüklenmiş, imparatorluk içindeki farklı ulusların ve halkın genel hoşnutsuzluğu bu azınlık kesimi yabancı güçlere sığınmaya itmişti. Kemalist iktidarın güdük anti emperyalist politikaları ise parçalanan imparatorluk içinde bir ulus devlet inşa etme olanağının oluşmasıyla açıklanır. Kendi egemenliğini garanti altına aldığı ölçüde Kemalist iktidar da aynı işgalci güçlerle iş birliği yapmış ve nihayet Lozan Anlaşmasıyla yarı sömürge ve yarı feodal şartlarda bir ulus devlet hakkını garantilemiştir. Emperyalist devletlerin böyle bir ulus devletin varlığından esas olarak rahatsız olacağı ileri sürülemez. Çünkü koşullar onlar için daha kötü gelişmelere de gebeyken Kemalist iktidar iş birlikçi bir yaklaşımla onlara “iyi” bir olanak sunmuştur. Yurtseverliğin bir burjuva özellik de olduğu gerçeği onun çıkarlarıyla açıklandığında anlaşılır olacaktır. Komünistlerin yurtseverliği de kuşkusuz işçi sınıfının çıkarlarıyla açıklanabilir. İşçi sınıfı sömürülen sınıf olarak yaşadığı yurt üzerindeki her türden yabancı egemenliğine sonuna kadar karşıdır. Bu onun “sonuna kadar yurtsever” olmasını belirler. Bununla birlikte o sınıfsız ve sınırsız bir dünyanın da öznesidir. Çünkü o kendi egemenliğinde ilelebet sürecek bir sömürü düzeni, salt bir sınıfın, bir zümrenin çıkarlarına karşılık gelen bir nizamın kurucusu olamaz. Bunu gerektiren bir sömürü mekanizması yoktur. Dolayısıyla onun yurtseverliği yabancı sömürücü güçlerin varlığında geçerlidir. Bu güçler silindiğinde, yok olduğunda onun yurtseverliği de yurt gerçekliği ortadan kalktığında sonlanır… Onun nihai çıkarları, farklı sınıfların varlığından kaynaklanan çıkar çatışmasının sonlanmasındadır. Bu, farklı iki sınıfın iki farklı yurtseverlik gerçekliğidir. Biri enternasyonalizmi sonuna kadar yurtların sonlanmasına, sınırların kalkmasına, toplumlar arasına konan çitlerin parçalanmasına kadar destekler, diğeri ise yurtseverliği yurt olmakta somutlaşan sömürü koşullarının devamlılığı derecesinde destekler; sömürü koşullarının egemenliği süresince yurtseverdir, bu koşulların kalktığı durumda esas olarak yurt hainliği başlar. Zira o toplumlar arasındaki çitlerin ilelebet varlığından yanadır…

Bunun aksi yorumlar komünistlerin yurtseverliği ile burjuvaların yurtseverliği arasındaki temel ve keskin farkın anlaşılmamasını getirir. Halkın haklı nedenlere dayanan “kendiliğinden” yurtseverliği ile burjuvazinin dar çıkarlarına dayanan yurtseverliği arasına güçlü bir çizgi çekmek için de bu farkın anlaşılması gereklidir.

TARİHSEL ÖNEMİYLE KOMÜNİST ENTERNASYONAL

Komünist Enternasyonal Birliğin proleter devrimler tarihinde önemli bir yeri vardır. Marks ve Engels Avrupa’da ve Amerika ülkelerindeki kapitalizmin derin ekonomik ve politik krizleri koşullarında gündemleştirdikleri ve olası devrimlere proleter örgütlenmelerle katılmak ve bunlar aracılığıyla komünistlerin önderlik görevini yerine getirmelerini sağlamak üzere hazırladıkları komünist parti manifestosu ile başlayan enternasyonal birlik o zamandan bugüne büyük tecrübeler biriktirdi. 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı sürecinde, daha savaş öncesinde Kautsky’nin öncülüğünde, enternasyonal üye işçi partilerinin savrulduğu oportünist çizgiye karşı Marksizm’in ilkelerine dayanan çizgiyi savunan komünistler Lenin’in önderliğinde bir dizi ülkedeki komünist partilerin Marksist ilkeler etrafında toplanmasına büyük katkı sundu. Bu ilkeler sayesinde geniş işçi yığınlarının ekonomik ve politik çıkarlarının savunulmasını sağladı ve kapitalizmin derin bunalımından kaynaklanan faşizme ve onun başlattığı ve yaydığı savaşa karşı geniş kitlelerin mücadele etmelerine ve faşizmi, yarattığı büyük yıkıma rağmen alt etmelerine yardımcı oldu. Sosyalizmin başlıca siperi olan Sovyetler Birliği’nin baştan aşağıya bir haksız savaş ordusu olarak donanmış Alman faşizmi karşısında desteklenmesi politikasının başarıyla uygulanmasında Komünist Enternasyonal öncü görevi üstlendi. Diyebiliriz ki Komünist Enternasyonal faşizme karşı topyekûn mücadelede kitlelerin yolunu aydınlattı. Bu büyük mücadelenin geniş kitleleri kapsamasında ve sosyalizmin tüm dünya halkları için bir umuda dönüşmesinde azımsanmayacak bir başarıya imza atsa da Komünist Enternasyonal 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı döneminde lağvedilmesi gereken bir noktaya evrildi. Bu enternasyonal birlik büyük ustalardan Stalin yoldaşın aynı doğrultudaki görüşleri ve onayıyla, ilgili kararın alındığı toplantıdaki tüm komünist partilerin oy birliğiyle lağvedilmiştir. Stalin yoldaş bu lağvetme kararını açıklarken komünistlerin örgütsel biçimleri hiçbir zaman tarihsel görevlerini tamamladıklarında ve dünya devrimine hizmet edemez duruma geldiklerinde, bu anlamda işlevlerini yitirdiklerinde, miadlarını dolduklarında ortadan kaldırmakta tereddüt göstermediklerini özellikle vurgular. Temel görev yerine geldikten itibaren örgütlenmenin yeni bir biçimde ele alınması ve yeni sürecin ihtiyaçlarına yanıt verecek biçimde geliştirilmesi gerekir.

3. Komünist Enternasyonal’in tecrübesi bu bakımdan dikkate değerdir. Komünist Enternasyonal tek tek ülkelerdeki devrimlerin başarıyla yönetilmesinde ve gerçekleştirilmesinde yetersiz kaldığından, ülkelerdeki devrimlerin çok özel ve somut sorunlarının ancak yerinde ve devrimlerin tam içinde çözülebileceğinin anlaşılmasından ve Komünist Enternasyonal’in bu devrimlere somut olarak önderlik etme yükümlülüğünün yanlış veya olumsuz sonuçlar doğurmasından hareketle lağvedildi. Alınan karar bunu şöyle açıklamıştır.

“Son çeyrek yüzyıl içinde olayların bütün gelişimi ve Komünist Enternasyonal’in sahip olduğu deneyim inandırıcı biçimde gösterdi ki, işçileri birleştirmek için Komünist Enternasyonal’in birinci kongresi tarafından seçilen örgütlenme biçimi işçi sınıfı hareketinin ilk aşamalarındaki koşullara yanıt veriyordu, fakat bu hareketin gelişmesi ve ayrı ayrı ülkelerdeki sorunların karmaşıklığı nedeniyle tıkandı ve hatta ulusal işçi sınıfı partilerinin daha fazla güçlenmelerinin önünde bir engel haline geldi.”

Stalin yoldaşın da görüşü olan bu tespit komünistlerin örgütsel biçimlere yaklaşımına çok güçlü bir örnektir. Devasa bir aygıt haline gelen, hatta emperyalistler için korkutucu olan Komünist Enternasyonal işçi sınıfı hareketinin ve bu hareketin öncüsü olan partilerin gelişimi önünde bir engel haline geldiği görüldüğünde ondan vazgeçmek komünist irade için hiç de zor olmuyor. Görevi sorunları çözmek, işçi sınıfı partilerinin güçlenmesini sağlamak, devrimlere ışık tutmak olan bir örgüt bu görevlerini yerine getiremez olduğunda, hatta bu görevler için bir engele dönüştüğünde onu bir kenara atmak gerekir. Bu tavrın özellikle Troçkistlerce acımasızca ve somut durum ve nedenler açıklanmadan eleştirildiği bilinir. Sosyalizmin inşasına, tek tek ülkelerdeki devrimlere, komünist partilerin devrimci yoldan gelişmesine her bakımdan karşı durmuş bu akımın Komünist Enternasyonal hakkında ateşli devrimci nidalar atması hiç de iyi amaçlar içermez. Bu akımın asıl amacı Stalin yoldaş şahsında gerçek komünistleri birer şeytan gibi tanıtmaktır. Örneğin Komünist Enternasyonal hakkındaki kararı Stalin, Churchill ve Roosevelt arasındaki pazar paylaşımı için yapılmış bir anlaşmaya bağlar. Oysa söz konusu anlaşma Alman faşizminin yenilmesine son kertede katkı sunmuş devletlerin ve farklı güçlerin yeni durum ve koşullardaki, barış ortamındaki yeni ilişkileri saptamayı içeren zorunlu, kaçınılmaz bir anlaşmadan ibarettir. Brest Litovsk Anlaşması’nda da bazıları Lenin’e çok keskin saldırılarda bulunduklarında Lenin bu anlaşmanın zorunluluğuna dikkat çeker. Bir savaş tamamlandığında barışın koşulları bir anlaşma ile saptanır ve tarafların uyacağı bir kurallar bütünü oluşturulur. Bu olmadan savaş tamamlanmış sayılmaz. 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın sonucunda Avrupa’nın geniş bir kesiminde meydana gelen yeni koşulların SSCB, ABD ve İngiltere arasındaki bir anlaşmayla saptanmasından daha doğal bir şey olamazdı ve bu yapılırken hiçbir ülkenin kendi iradesi de gasbedilmemiştir. Bütün ülkelerin kaderleri kendilerinin eline bırakılmıştır. Kuşkusuz ABD ve İngiltere emperyalist çıkarları doğrultusunda ilişkilendiği her bir ülkede kendisi için elverişli koşullar yaratmaya özen göstermiştir. Ne var ki SSCB için bunu ileri sürmek düpedüz iftira atmak olacaktır. Savaştan en büyük yaraları almış, büyük tahribat yaşamış, ekonomisi büyük oranda yok olmuş, devasa sayıda insan yitirmiş SSCB’nin kendini toparlamak gibi çok temel bir sorunu varken onu bu şekilde suçlamak savaşın sonuçlarından bihaber olmaktan başka bir şey olamaz. Bu savaşın neden olduğu yıkımın SSCB özelindeki bir incelemesi için Umut Yayımcılık’tan yayınlanan “Sovyetler Birliği 1917-1953 Değerlendirmeler ve Sonuçları” adlı Vasilis Samaras’ın kitabı okunmaya değerdir. Bu dönemki Sovyetler Birliği’nin içinde olduğu koşullardan bağımsız yapılan boş değerlendirmelerin ötesindeki suçlamaların bir karşı devrim pratiği olarak değerlendirilmesi kesinlikle abartılı bir şey değildir, bir gerçekliğin tespitidir…

Konumuz hiç kuşkusuz Stalin’e yönelik kara çalmalar değildir. Konumuz Komünist Enternasyonal Birliğin komünistlere kaçınılmaz olarak yüklediği sorumlulukları anlamak, ülke devrimlerinin enternasyonal bir yaklaşımla ele alınmasının zorunluluğunu kavramaktır. Komünist Enternasyonal’in lağvedilmesindeki geçerli perspektifin onun kurulmasındaki aynı perspektif olduğu bizim için şüphesizdir. Aynı perspektif bugün de geçerlidir. Sorun her zaman için bu perspektifin hangi biçimlerde ete kemiğe bürüneceğidir. Maoistlerin bu konudaki çalışmaları ve birikimleri aynı perspektifin uygulanmasına dairdir. Dünya devriminin her bir ülkedeki gelişimini izlemek, incelemek, bunlardan öğrenerek ülke devrimlerinin sorunlarına çözümler aramak vs. Maoistlerin uzun zamandır görev edindikleri bir iştir. Bu yolda atılmış kimi adımların yarattığı sonuçlar da azımsanamaz derecededir. Örneğin Marksizm Leninizm’i Maoizm’e vardırmak ve Maoizm savunulmadan Marksizm ve Leninizm’in savunulamayacağı tezini benimsemek bu çalışmaların bir sonucudur. Bugün de Halk Savaşı üzerine yapılan çalışmalar önemli sonuçlar vermeye gebedir. Halk Savaşı tecrübelerinin sonuçlara dönüşmesi, daha güçlü tezlere yol açması ve devrimlere kılavuzluk edecek teorilerin gelişmesi için bu çalışmaların önemi vurgulanmalıdır. Stalin yoldaşın Lenin’in vasiyeti olarak vurguladığı gibi “Proletaryanın taktik ve stratejisini geliştirmek için” daha çok çalışmaya ihtiyaç var. Burjuvazinin üstün taktik ve stratejisi teorik düzlemde de alt edilmedikçe devrim için el yordamıyla ilerlemek zorunda olacağımız açıktır. Mao’nun proletaryanın savaş stratejisi bakımından yarı sömürgeler ve sömürgeler özelinde geliştirdiği teori bu bakımdan özellikle ufuk açıcıdır ve tüm komünistlere teorik bakımdan yürünecek yol hakkında fikirler sunmuştur. Hiçbir komünist bu zorunlu görevden imtina edemez; bu görev onun asli işinden biri olmak zorundadır.

Komünist Enternasyonal’in lağvedilmesindeki gerekçenin onun kuruluşundaki gerekçeyle perspektif bakımından aynı olduğuna dikkat çektik. Bunu açıklayalım.

Zıt görünen pratiklerin aynı perspektiften doğan sonuçlar olması az rastlanan durumlar değildir. Zira her bir koşul çok farklıdır ve aynı içeriğe sahip hareketler farklı koşullarda çok farklı sonuçlara neden olurlar. 2. Enternasyonal partilerinin savrulduğu oportünizme 3. Komünist Enternasyonal’in inşasıyla karşı koyan Lenin komünist partilerinin bütün ülkelerde aynı çizgide ve aynı ilkelerle kurulmasına büyük önem verdi. Hem oportünizmin neden olduğu büyük tahribatın önüne geçmek için hem de komünizmin Büyük Ekim Devrimiyle yakaladığı önü alınamaz prestijin hakkını vermek için Lenin Marksizm’in ilkelerine bağlı olmak şartını Komünist Enternasyonal’in temeli haline getirdi. Böylece birçok ülkedeki komünist partilerin yaşadıkları darlığı, belirsizliği aşmalarına olanak verdi; onların güçlenmesine yardımcı oldu ve ülkelerindeki devrime önderlik etmeleri yönünde onları teşvik etmiş oldu. Bu bir ilk adım olarak da değerlendirilebilir. O dönemde birçok ülkede komünist partilerinin kurulması veya doğru bir çizgide inşa edilmeleri görevi vardı. Komünist Enternasyonal bu bakımdan yol gösterici olabilirdi ve oldu da. Çünkü Lenin bu bakımdan büyük bir tecrübeye ve birikime sahipti. Üstelik koşullar bunun için neredeyse mükemmeldi. Perspektifi komünist partilerinin kurulmasına ön ayak olmak ve Marksist ilkeler etrafında geliştirmekti…

Komünist Enternasyonal’in lağvedilmesinin de gerekçesi tek tek ülkelerdeki komünist partilerinin güçlenmeleri, gelişmeleri, başka bir ifadeyle söylersek devrimlere önderlik etmeleridir. Enternasyonalin varlığıyla önünde engel olmaya başladığı özelliklerdir bunlar. Devrimlerin önünde bir engele dönüşmüşse eğer enternasyonal varlığı için yeterli sebep ortadan kalkmış demektir. Bu gerekçenin somut biçimini Avrupa’daki kimi ülkelerde (Yunanistan, İspanya, Fransa gibi) hatta Çin’de görebiliyoruz. Mao’nun Çin’de devrimin Komünist Enternasyonal’in yanlış taktiklerine rağmen gerçekleştiği tespitini hatırlayalım. Komünist Enternasyonal’de görülen bu özellik nedeniyle lağvedilmesi devrimlere sadakatle bağlı olmanın doğal bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.

KOMÜNİSTLER DAİMA YOL AÇANDIR

Marksizm-Leninizm’in kurucularının öğretilerini yol gösterici olarak benimseyen komünistler, hiçbir zaman gününü doldurmuş örgütsel biçimlerin muhafazasından yana olmadılar. İşçi sınıfı hareketinin örgütlenme biçimlerini ve bu tür örgütlerin çalışma yöntemlerini, bir bütün olarak işçi sınıfı hareketinin politik çıkarlarına, somut tarihsel durumun özelliklerine ve bu durumun doğrudan sonucu olan sorunlara, her zaman bağlı kıldılar. Onlar, öncü işçileri Uluslararası Emekçiler Birliği’nin saflarında toplayan ve Avrupa ve Amerika ülkelerinde işçi sınıfı partilerinin gelişmesi için temel oluşturmasını sağlamak üzere kurdukları Komünist Enternasyonal’i bu tarihsel görevini tamamladığında, durumun ulusal işçi sınıfı partilerinin kurulması bakımından olgunlaştığının tespit edilmesiyle, ortaya çıkan taleplere artık uygun olmadığı için fesheden Marks’ın perspektifine uygun davrandılar.

Nazım Hikmet’in Benerci Kendini Niçin Öldürdü? adlı uzun şiirindeki teması da buradaki perspektifi içerir. Benerci kendini hareketin önündeki bir engel olarak gördüğünde çözümü kendini öldürmekte bulur. Bunu Nazım şu dizelerle anlatır:

“Halbuki ben kemiyette bile, bir sene değil, bir gün bile, irademin dışında, bilerekten ona ihanet edemem, anlıyor musun?”

Komünistlerin örgütsel biçimlere yaklaşımı budur. Sorun daima her bir ülkedeki devrimin o ülke komünistleri tarafından ilerletilmesi, geliştirilmesidir. Temel enternasyonal görev budur. Bunu en son Maoistlerce inşa edilen Enternasyonal Komünist Birlik şu sözlerle ortaya koymaktadır:

“Komünistler, başat görevleri olan komünizme ulaşmak amacıyla, bir parçası oldukları Proleter Dünya Devriminin hizmetinde, iktidarı fethetmek üzere devrim yapmak için Marksist-Leninist-Maoist komünist partiler halinde her ülkenin kendi somut koşuluna hâkim olmak ve kendilerini geliştirmek zorundadırlar. 1917’de Büyük Sosyalist Ekim Devrimi ile açılan, içinde olmaya devam etiğimiz yeni çağda proleter devrim için komünist bir partinin varlığı belirleyicidir. Marksist-Leninist-Maoist bir komünist parti olmaksızın devrim gerçekleştirilemez, Yeni İktidar fethedilemez ve savunulamaz.”

Ülkemizin somut koşuluna hâkim olmak ve kendimizi bu koşulları temel alarak geliştirmek zorundayız. Bunun proleter dünya devrimine hizmet etmenin temel ve biricik yolu olduğunu unutmadan hareket etmeliyiz. Komünist partisi olmaksızın bu yönde hareket etmek ise hiç kuşkusuz imkânsızdır…